Andrea Furlan İsviçreli bir tasarımcı. Chopard'da başlayan stajlarının ardından Hublot, Sarcar, HD3 Complication ve Dominique Renaud gibi saat evlerinde çalışmış; bugün kendi stüdyosunu yönetiyor ve dünyanın farklı yerlerinden müşterilere hizmet veriyor. İş akışında öne çıkan alışkanlık, render ile gerçek fotoğrafı aynı karede birleştirmesi.
Çizim masasından saat tasarımına
Furlan çizim tutkusunu teknik ressam olan babasından almış; babasının çizim masasında, Rotring kalemlerle aydınger üzerine çizmeyi öğrenmiş. Otomobilleri sevdiği için önce araç tasarımına bakmış, ancak bir konsept otomobil projesinde çok fazla tasarımcının aynı iş üzerinde çalıştığını görünce İsviçre'de güçlü olan saatçilik dünyasına yönelmiş.
Chopard stajından sonra bu alanda kalmasının sebebi net: saat tasarımında tek bir tasarımcı işi baştan sona yürütebiliyor ve geliştirmenin bir bölümünü de üstlenebiliyor. ECAL'de endüstriyel tasarım lisansını tamamladıktan sonra bağımsız bir saat ustasının yanında çalışmış. Dört kişilik bir ekipte, mühendisle saat ustasının arasında durup bir vida biçiminin saatin ağırlığını neden değiştirdiğini ve toleranslara uyarak formun nerede yeniden çalışılması gerektiğini öğrenmiş.
Ürünü değil deneyimi tasarlamak
Furlan'ın yaklaşımında müşteriyi merkeze koymak temel kural. Ama vurgusu ürünün kendisinden çok çevresinde: ürünün evreni, hikayesi, ne anlattığı ve gerçek dünyada nasıl evrileceği.
Buna üretim tarafını da ekliyor. Tasarımcının mühendisin ve prototipçinin işini kolaylaştırması gerektiğini söylüyor: kalıptan çıkarmayı kolaylaştıracak bir düzeltme ya da parçaları daha verimli, daha ucuz ve daha hızlı birleştirmenin bir yolu. Projeyi bütün olarak düşünmek, pazara nasıl dağıtılacağını ve müşteriye nasıl ulaşacağını da kapsıyor.
Modelleme tarafında Rhino kullanıyor. Saat gibi karmaşık nesnelerde mühendislerle çalışıyor, çünkü toleranslar ve ölçüler doğrudan doğru geliyor. Kayış gibi parçalarda dikişleri modellemek için Blender'a geçiyor.

KeyShot günlük bir araç
Furlan KeyShot'u altı yıl önce ilk işinde kullanmaya başlamış. Üniversitede ders olarak görmediği için kendi kendine, çevrimiçi videolar ve eğitimlerle öğrenmiş.
Bugün kullanımı dört başlıkta topluyor:
- Günlük kontrol: hacimleri bir ortamın içinde denemek, nesnenin üzerine düşen ışığı görmek.
- Proje başlangıcı: yüzeyleri ve malzemeleri sınamak, nesneyi belirli bir evrenin içine yerleştirmek.
- Sosyal medya: Instagram hikayeleri ve kare gönderiler için görsel üretmek.
- Fotoğraf çekiminin yerine geçmek: doğru ekipman ya da ışık yokken stüdyoyu dijital olarak yeniden kurup farklı ışıkları sahneye eklemek.
Son maddenin bir uzantısı, onun en sevdiği çalışma biçimi. Prototipleri beklerken render'ı gerçek bir fotoğrafın içine yerleştiriyor. Böylece ürün henüz üretilmemişken, gerçek bir ortamda ve gerçek bir kolun üzerinde görünüyor.

Render üzerinden satılan bir saat
Furlan'ın anlattığı örnek Dominique Renaud markasının DR01 Twelve First modeli; adını yalnızca on iki adet üretilmesinden alıyor. Saat yüzlerce parçadan oluşuyor ve doğru malzemeleri hazırlamak Furlan'ın zamanını almış.
Sonuç şu: saat basit 3D render'lar üzerinden satılmış. Alıcı renkleri değiştirebilmiş, gelecekteki saatini üç boyutlu görebilmiş ve estetik detayları rahatlıkla düzenleyebilmiş. Ortada fiziksel bir ürün yokken satın alma kararı bu görseller üzerinden verilmiş.

Türkiye'deki bir marka için ne anlama geliyor?
Yeni bir ürünü tanıtırken en sık karşılaşılan sıkışma, görselin prototipe bağlı olmasıdır. Numune gecikirse lansman da gecikir. Furlan'ın yöntemi bu bağı koparıyor: ürünün render'ı, çekilmiş bir ortam fotoğrafının içine yerleştiriliyor ve iletişim malzemesi hazır oluyor.
Bunun için gereken şey pahalı bir stüdyo değil, doğru ışık kurgusu. Ortam fotoğrafındaki ışığın yönünü ve sertliğini sahnede eşleştirdiğinizde, gölge ve yansıma da tutuyor. Küçük bir marka için bu, her koleksiyon için ayrı çekim yaptırmadan sosyal medya ve katalog içeriği üretmek anlamına geliyor.


